Bizi takip edin

Röportaj

Çelikkan: Benim gibi barış ve demokrasi mücadelesi verenlerin kimliklerini cezayla, baskıyla değiştirme imkanları yok…

->

-> 166

KHK ile kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla yapmış olduğu bir günlük yayın yönetmenliği nedeniyle 1 yıl 6 ay ceza alan ve 68 gün yattıktan sonra ‘Denetemli Serbestlik’ le tahliye edilen Gazeteci Murat Çelikkan,ceza ve baskı ile insanların kimliklerini değiştirmenin imkanı yok” dedi

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla bir günlük Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği yapan gazeteci Murat Çelikkan, 21 Ekim’de tahliye edildi.  “Örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla 1 yıl 6 ay hapis cezası verilen ve 14 Ağustos’ta Kırklareli Cezaevi’ne giren Çelikkan, cezası 1 yılın altına düştüğü için tahliye olmadan 5 gün önce Kırklareli Açık Cezaevi’ne alındı. Burada da 5 gün kalan Çelikkan, 21 Ekim’de “Denetimli serbestlik” şartı ile bırakıldı. Çelikkan ile hem cezaevi sürecini hem de tahliye olduğu gün çıkan “…Daha dans edeceğim… Deniz Türkali” kitabına ilişkin konuştuk.

Bir tek beni neden hapsettiler bilmiyorum…

Murat Çelikkan, cezaevinden çıktıktan sonra ilk kez Mezoptamya Ajansı’ndan (MA) Sadiye Eser ve Bilal Seçkin’e konuştu.  Normal şartlarda “örgüt propagandası” cezalarının ertelendiğini ama kendisine verilen cezanın ertelenmediğini ifade ederek konuşmaya başlayan Çelikkan, “Cezanın neden ertelenmediğine ilişkin net bir bilgi yok. Ancak fikir yürütülebilir. Buna birileri mi karar verdi, hakim mi beni seçti, yoksa benim aynı zamanda gazeteciliğin yanı sıra insan hakları ile olan bağlantım nedeni ile mi böyle oldu bilmiyoruz. Ama bir nedenle oldu. Ya da belki 38 kişi içerisinden birini seçme ihtiyacı hissettiler. Ama bu konuda bir veriye sahip değiliz. Çünkü bu uygulamalar hukuk çerçevesinde değil. Dolayısı ile hangi nedenle hangi karar ile verildiğini benim net olarak söylemem çok mümkün değil” dedi.

Göze almadan olmuyor…

Özgür Gündem gazetesi genel yayın yönetmenliğini 1 gün yapmanın bedeli olarak 68 gün cezaevinde kaldığını ifade eden Çelikkan, bu duruma ilişkin şunları söyledi: “Benim açımdan 1 gün genel yayın yönetmenliği yapıp ardından hapse girmeme değdi. Çünkü, bu çok ciddi bir basın özgürlüğü meselesiydi. Basın özgürlüğünün de ötesinde Türkiye’de bir hak ve özgürlük mücadelesinin bir parçası idi. Ben yaklaşık 40 yıldır hem gazetecilik yapıyorum, hem insan hakları mücadelesi veriyorum. Diğer birçok arkadaşım gibi benim de kimliğim bu. Dolayısı ile başka türlü davranmam beklenemez. Ülkede bazen ödenmemesi gereken ağır bedeller ödeniyor. Maalesef bunları da göze almak gerekiyor.”

Uzun yıllar olmuştu cezaevine girmeyeli!

Kırklareli Kapalı Cezaevinde siyasi tutukluların koğuşunda kaldığını ifade eden Çelikkan, “2 aydan fazla orada kaldım. 1980 darbesi döneminde de cezaevinde kalmıştım. Benim cezaevine ilişkin bilgim ve deneyimim epey eski bir deneyimdi. O nedenler bu son cezaevine girişim benim için yeni sayılabilinir” dedi.

O dönem darbe şimdi olağanüstü hal…

1980 darbesi ile 2017 cezaevi koşullarını karşılaştıran Çelikkan, “Ben darbe sırasında askeri bir cezaevinde kaldım. Bu dönem de yine olağanüstü bir dönem ama sivil bir cezaevinde kaldım. Dolayısı ile çok mukayese edebilecek durum yok. Sadece bu uygulamanın da yine olağanüstü koşullarda olduğunu söylemek mümkündür. Bugün her ne kadar Türkiye’de Olağanüstü Hal uygulaması var ise de, sivil bir iktidar ile var. O nedenle hala bu uygulamalarla karşılaşıyor olmamız biraz tuhaf” dedi. Çelikkan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Hak ve özgürlükler açısından da hem cezaevlerinde milletvekillerine, belediye başkanlarına, gazetecileri ve insan hakları savunucuları düşünecek olursak yine olağanüstü bir dönem olduğunu söylemek mümkün. Cezaevi konusunda genel bir şey söylemem zor. Çünkü benimki çok sınırlı bir deneyim. Bir cezaevini gördüm. Dolayısı ile genel duyduğum bazı cezaevlerindeki uygulama koşullarının çok olumsuz olduğunu biliyorum. Ama ben bir olumsuzluk ile karşılaşmadım.”

Cezaevindeki gündelik hayatı anlattı… 

Cezaevinde bir gününü anlatan Çelikkan, “Orada iyi vakit geçirmenin ve günü saatlere bölmenin iyi bir uygulama olduğunu biliyordum. Zaten girdiğimde öyle bir uygulamaları vardı. Sabah saat 07.30’da kalkıp, 8.15 gibi yapılan sayımdan sonra gün başlıyor. Benim kaldığım cezaevindeki uygulama akşam saat 20.15’e kadar küçük bir avlu kapısı açıktı. Dolayısı ile dışarı çıkma imkanı vardı. Ben girdiğimde sanırım 2 ya da 3’üncü günü sabah arkadaşlara İngilizce dersi vermeye başladım. Günün ilk iki saati o dersle geçiyordu. Çok ödev verdiğimden şikayet ettiler ama ben çıkmadan önce İngiliz programını bitirmiş olduk. Şimdi İngilizce metin okuyabiliyorlar. Onun dışında ben de bir şeyler öğrenmek istediğim için Kürtçe ders almaya başladım. O program ne yazık ki yarım kaldı. O programı bitiremedik, ancak benim açımdan çok verimli idi. Kitap okuma ve gazete okuma imkanı vardı.  Koğuşta televizyon vardı, haber izleme imkanı vardı. Spor yapma ve tabi ki volta atma ile günün bir ya da bir buçuk saati geçiriyordum. O açılardan iyi idi. Hakikatten mektup yazmaya vakit bulamadığım günler oluyordu. Oldukça yoğundu program. Orada vakit geçirmek açısından olumluydu. Bir süre sonra gün saymayı bırakıyorsunuz. Orada bir hayat kuruyorsun. Benim açımdan kurulan hayat, arkadaşlarla kurduğum ilişki çok iyi ve çok verimli idi” dedi.

Yaşım büyük diye kayırmaya çalıştılar ama…

Koğuşta ilk zamanlar 5 kişi olduklarını daha sonra ise sayılarının 8’e yükseldiğini dile getiren Çelikkan, koğuşlarının uygulamada 3 kişilik olduğunu söyledi. Cezaevindeki komün uygulamasından da bahseden Çelikkan, “Komünün belli avantajları var. Hem dayanışma hem de ortak faaliyet açısından o önemli bir katkı sağlıyordu. Ben oradaki arkadaşların ebeveynlerinden büyük olduğum için arada beni kayırmaya çalıştılar; ama o da oradaki gündelik hayat açısından iyi olmadığı için ben de başka türlü olsun diye çok ısrar ettim ve öyle oldu” diye kaydetti.

Sınırlı imkanlarla gündemi takip ediyorduk…

Cezaevinde sistemli olarak gündemi takip ettiklerini belirten Çelikkan, “Bu nedenle aslında dışarı ile kopmuyorsunuz. Değerlendirmeler sadece gazete ve televizyon imkanı olduğu için sınırlı. Ancak her şeye rağmen dışarı ile birlikte yaşıyorsunuz” diye ifade etti. Cezaevinde en çok Türkiye’yi etkileyen bölgedeki siyasi gelişmeleri, Türkiye’deki gelişmeleri, tutuklama ve hak ihlallerini takip etiklerini vurgulayan Çelikkan, “Diğer cezaevlerindeki uygulamaları takip ediyorsunuz. Başınıza ne geleceğini kestirebilmek için ne oluyor ne bitiyor, genel bir politika mı? Cezaevine ait bir politika mı?  diye takip ediyorduk. Güney’deki referandumu oradan takip etmek ilginç bir süreçti” dedi.

Benim gibilerin kimlikleri baskıyla değişmez 

Türkiye’nin iç işleyişinin bugün dahi Olağanüstü Hal ile yöneltildiğini sözlerine ekleyen Çelikkan, “Bir korku ikliminin Türkiye’de herkese yayılmaya çalışıldığı bir dönem ama benim gibi bir çok yerde bulunan insanların hem Türkiye’de sivil toplum dünyasında bulunan insanların, barış ve demokrasi  mücadelesi verenler açısından bu korku ikliminin çok belirleyici olmadığını söylemek mümkün. Çünkü ceza ve baskı ile insanların kimliklerini değiştirmenin imkanı yok” diye ifade etti.

‘Keke mamoste’

Koğuş arkadaşlarının cezaevinde kendisine “Keke-Mamoste” dediklerini dile getiren Çelikkan, cezaevindeki koğuş arkadaşları ile iletişiminin kopmayacağını onlara mektup göndermeye devam edeceğini ve yakın bir zamanda da görüşlerine gideceğini söyledi.

Cezaevinden çıktığı gün kitabı da çıktı…

“…Daha dans edeceğim… Deniz Türkali” kitabını cezaevine girmeden önce yayınevine teslim ettiğini kaydeden Çelikkan, yayın evinin kitabı düzenledikten sonra son halini cezaevinde olduğu için görmediğini ve çıktığı gün çıkan kitabını eline aldığını belirtti. Türkali’nin yaşamı ile ilgili bazı bölümleri merak ettiği için bu işe kalkıştığını ve eşinin kitaba dönüştürün önerisi üzerine bu kitabı çıkardığını aktaran Çelikkan, kitabı 4 yıl boyunca Türkali ile yaptığı görüşmeler sonucu çıkardığını söyledi. Çelikkan, “Bir kitapta bir insanın hayatının bütününü vermenin imkanı yok. Bazı şeyleri seçmek zorunda kalıyorsunuz. Bir de bir sonu olması lazım, yoksa hayat boyu konuşulabilir. Benim için hem Deniz’in kişiliği ve hayatı ilginçti hem de onun hem ailesi hem çevresi ve hem de kendi duruşu itibariyle oturduğu siyasi konjonktür çok önemliydi. O açıdan bütün o dönemleri tekrar gözden geçirmek açısından da benim için iyi bir fırsattı” diye konuştu.

Deniz’in babasıyla çatışmalı bir yaşamı varmış….

Türkali’nin yaşamının gençlik yıllarına ilişkin bilgileri bilmediğini kaydeden Çelikkan, “Ben tanıdığım andan itibaren olan hayatını biliyorum. O noktaya nasıl geldiği detay olarak benim için hepsi yeniydi. Babasıyla çatışmalı bir ilişkisi var. Babası da tabi Türkiye’de toplum tarafından tanınan biri. Deniz’in babası ile olan ilişkisi zor ve çatışmalı bir ilişkiydi. Biz bunları konuştuğumuz dönemde Vedat Bey hayattaydı. Ama daha sonra Vedat Bey’i kaybettik, onun ölümünden sonraya denk geldi. Kitabı okuyanlar tanıdık birçok kişi ile karşılaşabilir. Bu nedenle insanların değişik cepheleri, kimlikleri, kişiliklerinin değişik yanlarını görebilmeleri açısından da onlar için bir fırsat oluşturur diye düşünüyorum” dedi.

Deniz’le 25 yıldır dostuz…

Kitabı yazarken 25 yıllık dostu olan Deniz Türkali ile babası arasındaki kısmi kavgaları bildiğini ama bu kadarını çalışmasına başlarken öğrendiğini dile getiren Çelikkan, yazdığı kitaptan Vedat Türkali’nin haberinin olduğunu kaydederek, “Vedat bey hiçbir şey demedi. Ben de biyografi yazmadım zaten. Deniz’le yapılmış söyleyişiler üzerine olduğu için Deniz’in etrafında bahsettiği kişilerle konuşma gereği duymadım. Çünkü o zaman Vedat Bey’in kitabı olurdu, Deniz’in kitabı değil. Dolayısıyla o da tabi ki bu anlayışta olduğu için bana hiçbir zaman bir şey söylemedi” dedi.

Deniz çıktığımda çok ağladı, çok etkilendim…

Deniz Türkali’nin cezaevinde görüşüne geldiğini belirten Çelikkan, “Deniz görüşe geldi. Annesi, babası ve 12 Eylül’de Atıf Yılmaz’dan sonra ilk defa görüşçü oldu. Onun açısından benim görüşüme geliyor olması da eski anılarını canlandıran bir şey oldu. Ben çıktığım vakit karşılayanlardan biri de oydu ve çok ağladı. ‘Annem hapisten çıktığından beri ilk defa bu kadar ağlıyorum’ dedi. Ben de çok etkilendim bundan” dedi.

 HABER MERKEZİ