Bizi takip edin

Kültür-Sanat

Xoresan’dan Çorum’a Kürt Alevi ezgileri

->

-> 153

20 yıllık müzik hayatını birçok önemli çalışmalar ile bugüne taşıyan Ayfer Düzdaş, özellikle Kürt Alevi ezgileri üzerinde çalışmalar yapıyor. Son albümü Xoresan’dan Çorum’a Kürt Alevi Ezgileri üzerine konuşan Düzdaş, bu tür çalışmaları asimilasyon politikalarına karşı kültürü canlı tutmak için yaptığını vurguluyor

 

Barış Barıştıran/İstanbul

Kürt kültür ve sanatına yaptıkları çalışmaları ile büyük katkı sunan MKM sanatçılarından Ayfer Düzdaş, 1996 yılında müzik hayatına başladı ve geçen zamanda Kürt kültürü ve sanatı üzerine önemli çalışmalar yaptı. Özellikle Kürt Alevi ezgileri üzerinde çalışan Düzdaş, bunun için de başta Kürdistan kentleri olmak üzere,  Kürt Alevilerin olduğu yerleri gezerek, “Xoresan’dan Çorum’a Kürt Alevi Ezgileri” çalışmasına imza attı. Düzdaş ile müzik hayatıyla ilgili süreci ve son albümü Xoresan’dan Çorum’a Kürt Alevi Ezgileri’ni konuştuk.

 1996’da Vengê Sodirî ve Koma Asmin ile müzik hayatına başlıyorsunuz. MKM ile tanışmanız, MKM bünyesinde müzik yapmanız nasıl oldu, okuyucularımıza anlatır mısınız?

1996’da MKM’de kursiyer olarak başladım. 1 yıl boyunca müzik ile ilgili eğitimler aldım. Gerçi müzikal eğitim ömür boyunca devam eden bir süreç. Her meslek için bu geçerli. Kursiyerlik süreci bittikten sonra Vengê Sodirî ve Koma Asmin’de yer aldım.   Ayrıca bu grupların kurucuları arasında da yer aldım, bir süre sonra her iki grup da dağıldı.

Her iki grup da neden dağıldı?

Grupta yer alan bireylerin yaşamları ile alakalı. Bazı grup üyeleri yurt dışına gitti, kiminde farklı sosyal yaşam sıkıntıları doğdu. Böyle bir süreç yaşanınca da, ben solo olarak müzikal hayatıma devam ettim. 2002-2003 yılından sonra daha çok derleme çalışmalarına ağırlık vererek çalışmalarımı yürüttüm. Şahîya Strana çalışmalarında yer aldım. İlerleyen süreçte sahneye tek başıma çıkmaya karar verdikten sonra bunu doğru zeminler üzerine oturtmam gerektiğini düşündüm. Bunun için de emek ve birikim gerekiyor. Bu düşünceler beni alana yöneltti ve köy köy gezdim.

 

Çalışmalarınız için nereleri gezdiniz?

Qoçgirî’ye (Koçgiri) gittim. Gimgim (Varto), Erzerom (Erzurum), Xınıs’a (Hınıs) gittim. Semsûr’da (Adıyaman) kaldım. O dönem yaptığım derleme çalışmaları daha sonra Leylan albümünün repertuarının oluşmasına vesile oldu. Şînên Qoçgiriyê projesini ortaya çıkardı. En son da Xoresan’dan Çorum’a Kürt Alevi Ezgileri’nin oluşumunu sağladı. Bunun için de Gurgum (Maraş), Gimgim, Dêrsim, Amed, Pîran (Dicle), Şirnex (Şırnak), Cizîr (Cizre) ve birçok bölgeyi gezdim.

Gittiğiniz yerleri seçerken neye dikkat ediyorsunuz?

Benim için bölgenin Alevi, Sünni ya da Zaza olması çok önemli değil. Karşılaştığım kaynağın hâkim olduğu masal, ninni ya da ağıdı kaydetmeye çalışıyorum. Kayıtları düzenledikten sonra da analiz yapmaya çalışıyorum. Son albüm süreci de böyle gelişti. Özellikle Şînên Qoçgiriyê albümünde bir arkadaşımın desteği oldu ama en çok mezar başında kaydettiğim ağıtlara yer verdik. Xoresan’dan Çorum’a Kürt Alevi Ezgileri’nde bulunan derlemelerin de nerdeyse tamamı bana ait. Bir tek Xoresan’a gidemedim.

Müzik çalışmalarınızın yanında televizyon deneyiminiz de oldu. Ayrıca şu an Zarok TV’de çıkan çocuk ninnilerinde sesinizi duyuyoruz. Hem yetişkinlere hem de çocuklara hitap edebilmeyi neye bağlıyorsunuz?

Kapatılan İMC TV’de 13 bölümlük bir program yaptım. Programın içeriği de Alevilik kültürü ile alakalıydı. Daha çok Alevi müziği yapan sanatçıları davet ediyorduk ve Alevi kültürü üzerine sohbetlerimiz oluyordu. Alana çıktığınız zaman sizi besleyen veriler, daha sonra farklı şekillerde ortaya çıkıyor. Alanda bir donanım kazanmış oluyorsunuz ve bu donanımı albüm, televizyon programı ya da başka bir şekilde insanlara sunuyorsunuz. Bu şekilde de yaşlılara ağıtlarla, çocuklara ise ninnilerle ulaşıyorum. Bu güzel bir duygu.

Arşivinizde albümde yer vermediğiniz Kürtçe-Türkçe karışık söylenen eserler bulunuyor mu? Bir de Ayşe Şan’ın bu konuda şöyle bir yorumu var: Kürtçe müzik yapmak yasaktı. Bu yüzden kayıtlarda girişler Türkçe devamı Kürtçe oluyordu. Anladığım kadarıyla sizdeki durum farklı.

Yeni albümümde var ama arşivimde de bu tür eserler var.  Bende öyle değil. Bu durum sosyal yaşantımla alakalı. Qoçgirî gerçekliği ile ilgili. Yaptığım araştırmalar sonucu ortaya çıkan derlemeleri sesime de yakıştırıyorum. Bana ait eserler değil bunlar. Beste yaparken Kurmancî eserler üretmeye çalışıyorum. Seslendirdiğim eserler ise, anonim ezgiler. Hatta bazı şarkıların dönemine ve yöresine dair farklı bilgiler var. Durum böyle iken eleştiriler yapılırken de eserin kime ait olduğu konusuna dikkat edilmeli ki, bana yapılan eleştiri yerini bulsun. Ben o ezgileri seslendiriyorum sadece ve bunu çok severek yapıyorum.

İlk solo albüm Leylan 2008’de çıktı. Neden 10 yıl sonra yeni albüm?

Xoresan’dan Çorum’a Kürt Alevi Ezgileri albümünü bir süre önce çıkardık. Bundan sonra hazırlayacağımız albümün repertuarı da hazır aslında. Düşündüğüm farklı bir proje de var. O da hazır. Elinde kullanamayacağın bir veri olduğunda ister istemez bir araştırma sürecine giriyorsun. Bu da süre kaybına neden oluyor. Bende öyle değil. Malzeme var ama bunu somut bir ürüne çevirmek de zor bir süreç. Albüm yapmak maliyetli bir iş. Öyle olunca da albüm süreci zamana yayılıyor.

 

Son albümünüzde Alevi kültürüne ait inanç aşk, anneye sesleniş ya da bir kardeşe yakarış gibi duygular var. Bu albümde yer alan 13 şarkıyı seçerken nelere dikkat ettiniz?

2003’ten beri derleme çalışmaları yapıyorum ama son yıllarda kendi kültürümü yansıttığını düşündüğüm, yaşadığım coğrafyaya ait müzikleri araştırarak devam ettim çalışmalara. Küçükken dinlediğim yerel sanatçılarımız vardı. Araştırmalarım ve kendi merakım beni daha çok yerel sanatçılara götürdü. Bunun için de en iyi yerler köylerdir. Bu çalışma da biraz öyle oldu. Albümde de Qoçgirî, Çorum, Gurgum, Meletî, Semsûr, Varto ve Xoresan’a ait ezgilerden oluşan bir repertuar oluştu. Kürt diline uygulanan baskı tartışmasız herkesin kabul ettiği bir gerçek. Kürt Alevilerinin yaşadığı ise, katmerleşmiş bir baskı, sömürü. Katliamlara uğrayan bir bölgede doğdum. 1917-1921 yıllarında Qoçgirî’de devam eden bir katliam tarihi var. Cumhuriyet’in ilk yıllarında da bu devam ediyor. Şark Islahat Planı’nda özellikle Kürt Alevilere yönelik bir madde var. Bu madde Kürt Alevilerinin kıyafetlerinin, düğünlerinin, derneklerinin yani kültürü canlı tutan ögelerin yok edilmesi ile ilgili. Bu madde ile birlikte Alevi dedelerinin, pirlerinin ya da öncülerinin söylemleri değişti. Bu asimilasyon politikası sonucunda Kürtçe söylenen şarkılar Türkçeleşti. Asimilasyon sosyal yaşamın her alanında etkili oldu. Türk halk müziği sanatçısı olarak bildiğimiz Ali Ekber Çiçek, Aşık Daimi gibi isimler aslında Kürt-Alevi ozanlarıdır. Bu isimler Türkçe deyiş söylüyor. Bu da asimilasyonun sonucudur. Tarih boyunca Kürt Aleviler katliamlara uğradı. Qoçgirî, Dêrsim, Çorum, Gazi… Bunun etkisinin hala devam ettiğini araştırmalar için gittiğim köylerde gördüm. Alevi dedelerinin daha önce yönettikleri cem’in Kürtçe yapıldığını biliyorum ama dedeler maruz kaldıkları baskı nedeniyle bunu inkar ediyorlar ya da Türkçe konuşmak istiyorlar. Alevi beyiti, deyişi bulmak artık çok zor; eserler Türkçeye çevrildiği için. Kürtçe kalanlar da korkudan kaynaklı çok söylenmiyor. Bu albümde yer alan “Cemal heqe heq Cemal’e” ezgisi Türkçe söylenen “İçmişim Sarhoşum Bugün” ezgisidir aslında. Bunlar da saha araştırması ile ortaya çıkıyor. Kürt müziği adına bu araştırmaları yapmak için de geç kaldığımızı düşünüyorum.

Kürt müziğinde seferberliğe mi ihtiyaç var?

Mutlaka gerekli. Çok geç kaldık. Kürt olup da Türk müziğine hizmet eden birçok sanatçı, yıllar önce Kürdistan’dan topladıkları eserleri Türkçeleştirip TRT’de Türk halk müziği olarak seslendirdi. Bunun farkında olan Kürt sanatçıların hepsi de kendi cephesinden bir çalışma yaparsa, çok iyi veriler elde etmiş olacağız aslında. Tembelliğimizden bunu da yapmıyoruz maalesef.

Eserlerinizi Kürtçe’nin farklı lehçelerinde okuduğunuzda dilin özgünlüğünü koruyarak okuyorsunuz, Kürtçe’nin her lehçesine hakim olup telafuzları düzgün çıkarmak da zor bir durum. Bunu nasıl başarabiliyorsunuz?

Ben 20 yıldır müzikle uğraşıyorum. Şînên Qoçgiriyê’deki eserleri söylediğimde bölgenin şivesi ile söylüyorum. Yaptığım derlemelerde kaynak kişinin harfleri kullanma, şarkıyı söyleme biçimini korumaya çalışıyorum. Hangi lehçede söylersem söyleyeyim, orijinaline sadık kalmaya çalışıyorum. Hatta çoğu dinleyici seslendirdiğim ezgilerden dolayı beni Zaza zannediyor.

Şarkılarınızda hüzün duygusunun yoğun olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, genellikle yaptığım repertuarla alakalı. Seçtiğim şarkılarla ilgili. Gerçi söylediğim hareketli şarkıların anlattıklarına baktığımda da bir hüzün var. Qeqibo şarkısı da hareketli ama sisteme karşı bir eleştiri var aslında. Şarkının yapısında biraz hüzün var. Benim esas aldığım konu; şarkının içeriğini, anlatmak istediğini yansıtıp yansıtamadığım. Eserin kimliğini yansıtmaya çalışıyorum.

Tercih değil gerçeklik

Şarkılarınızda Türkçe-Kürtçe karışık kullanılıyor. Kürtçe diline hassas yaklaşan kesim bu durumu eleştiriyor. Bu bir tercih mi?

Benim özellikle tercih ettiğim bir şey değil. Ben kendi yaşamıma baktığımda zaten böyle bir gerçeklik görüyorum. 8-9 yaşına kadar Qoçgirî’de, köyde yaşadım, daha sonra İstanbul’a yerleştim. Ailede hem Kürtçe hem Türkçe konuşuluyor. Qoçgirî’de doğduğum yerde de sohbetler Kürtçe-Türkçe yapılırdı. Belki de bu eserleri yorumlamama vesile olan da hayatımda her iki dilin  var olmasıdır. Sallana Sallana eseri, Şahîya Strana’da bulunan bir şarkıydı. O şarkıyı söylemem de denk geldi. Araştırmalarımda öyle eserlerle karşılaştığımda, özellikle o eserleri de repertuarıma ekliyorum.

Yeni çalışmalarınız var mı?

Derleme çalışması olacak yine. Arguvan’ın neredeyse tüm köylerini dolaştım, Hekimhan’ı gezdim. O bölgede 100’den fazla eser kaydettim. Arguvan denilince akla ilk gelen Türkçe türkülerdir. Ben bu algının yanlış olduğunu düşünerek çalışmaya başladım. Arguvan yöresine ait Kürtçe ezgiler kaydettim. Bu şarkılar da gizli kalmış, ulaşılamamış şarkılar. Kaydettiğimiz 50 kayıtlık görüntüyü temizledik, düzenledik. Ama en büyük sıkıntı az önce bahsettiğimiz ekonomik sıkıntılar. Bu çalışmayı basacak kurum ya da albüme sponsor olacak kişi bulamıyoruz maalesef. Kürt kurumları kültürel çalışmalara önem verdiğini söyler ama sanatçı somut bir ürünle çıkınca, o kurumların karşısına çok da büyük bir destekle çıkılmıyor. Öncelik başka alanlara veriliyor belki de ama Kürt kültürü ile ilgili çalışmaların da desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

MKM, Kürt Kültür Günleri yapacak, ben de sahne alacağım. Halkımızı oraya kültürel etkinliklerimize davet ediyorum. Böylesi bir dönemde kenetlenmeye gerek var bunun için kurumlarımızın yaptığı en küçük etkinliği dahi halkın  sahiplenmesi gerekli. Bu albüm de bu amaçla kültürel bir çalışma olarak yapıldı. Gelen tepkiler çok olumlu. Ama insanların albüme ulaşması için biraz çaba sarf etmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Albüm için beni arayanlar oluyor. Dağıtım sorunu var. Kurumların da eksikleri var tabi bu konuda. ‘Üretim yok’ deniliyor ama var olan üretimlerin de halka ulaşması gerekli. Kendi sesimizi duyurabileceğimiz alanlar belli zaten. En son Selahattin Demirtaş’ın ‘Cesaret’ şiirini besteledim. O şarkıyı birçok yayın organı yayınlamaz, bu biliniyor. O yüzden ürettiğimiz şeye de sahip çıkmalıyız. Bu vesileyle güzel müziklerle güzel günlerde buluşmak dileğiyle…