Bizi takip edin

Kültür-Sanat

Müzikal teslimiyete karşı direniş: ZER

->

-> 34

Kürt müziğinin son dönemlerde sadece düğünlere sığdırılmak istendiğini belirten Sanatçı Serhat Çarnewa, 10 yıl aradan sonra çıkardığı Zer albümü ile buna karşı sosyalist ve devrimci bir duruş sergilemek istediğini belirtti.  Çarnewa, ‘Kürt müziği düğünlere teslim edilmemeli’ dedi

Barış Barıştıran/İstanbul

Kürt müziğinin düğünlere teslim edilmesi karşısında bir duruş sergilemek için “Zer” albümünü çıkardığını belirten sanatçı Serhat Çarnewa, Kürt müziğinin dünya içindeki yerini anlattı. Mir Müzik’ten çıkan “Zer” albümünü ve 30 yıllık müzik serüvenini gazetemize anlatan Çarnewa, Rojava’nın Kürt müziğine de umut olduğunu vurguladı.

Müzik hayatına ne zaman, nasıl başladınız? Kürt müziğinde özgün bir tarz yakaladınız ve birçok grupta yer aldınız. Bu süreci ve yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz? 

Çocukluk ve gençlik yıllarımda müziğe çok ilgim yoktu. Daha çok halk dansları ve folklor ile ilgiliydim. 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü kazandım. 1987 yılında öğrenci yurdunda kaldığım zamanlarda, odayı paylaştığım arkadaşımın bağlaması vardı. İlk olarak o bağlamayı alıp başımda egal (puşi) ile öğrenci şenliklerinde şarkı söylemeye başladım.

İlk grup çalışmanız ne zaman başladı? 

İstanbul’a gelip müzikle ilgilenen Kürt gençleri ile tanıştım. Onlarla beraber Koma Denge Azadî’yi kurduk. Gitar çalan bir arkadaş, perküsyonda bir arkadaş vardı, daha sonra cümbüş çalan bir arkadaş gruba dahil oldu, vokalistler alındı gruba. Koma Denge Azadî ile uzun dönem müzik yaptım. 1991-1992 yılına kadar 2 albüm yaptık.

MKM ile tanışmanız nasıl oldu?

1992’de İstanbul’da Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) kurulmuştu. MKM’den arkadaşlar onların bünyesinde müzik yapıp yapamayacağımı sordular, benim de öyle bir niyetim, isteğim vardı. MKM’ye gittim gitar çalan arkadaşımız Merdan’la tanıştım. Merdan’la beraber Koma Argeş’i kurduk. Bir süre bu grup ile devam ettikten sonra Koma Amed grubuna girdim.

 Koma Amed serüveninizi anlatır mısınız?

Solist arayan bir Koma Amed vardı. Ben dahil birçok müzisyen arkadaşımız Koma Amed’e dahil olduk. Bir ara 11-12 kişi olduk. O zaman çıktığımız sahneler küçük olduğu için bazı grup üyeleri sahnenin dışında kalıyordu, sahne yetmiyordu. Kısa bir süre sonra da Agir u Mirov albümünü yaptık. Agir u Mirov, Koma Amed’in MKM bünyesinde çıkan ilk albümü. O albümden sonra MKM’deki çalışmaları, yöneticiliği ve Koma Amed’in çalışmalarını yoğun bir şekilde bir arada yürütmeye çalıştım. 2. albüm çalışması için halk türkülerinin en iyilerini seçip, türkülerin orijinal halini ve makamsal yapılarını bozmadan Derguş albümünü yaptık. Çok büyük bir etki yaptı. Kürtler dışında başka halklar da bizi dinlemeye başladı. Derguş’tan sonra Avrupa turneleri başladı. Daha sonra grubun üyeleri politik durumlardan dolayı yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Avrupada Koma Amed olarak devam edemeyince çeşitli öneriler sonucunda Çarnewa (Dört Melodi) olması yönünde karar verdik. Dört melodideki amacımız, Kürtçe’nin diğer lehçelerine ve Kürdistan’ın dört parçasına hitap etmekti. O dönemde birçok yabancı müzisyenle de tanıştım.

Yabancı müzisyenlerin Kürt müziği ile buluştuğu bir grup süreci mi yaşandı?

Öyle oldu. Biz birileri ile tanıştık ve tanıştığımız yabancı müzisyenler neredeyse o dönem albüm çıkaran bütün Kürt müzisyenlerin albümünde çaldı. Bulduğumuz müzisyenler, herkesin albümünde çalmaya başladı.

Peki sizin bu etkileşiminizin Kürt müziğine katkısı nasıl oldu?

Belki başka Kürt sanatçılar albümlerini İstanbul’da büyük müzisyenlere yaptırıyorlar ama sahnede başkalar, başka bir şey izliyorsunuz. Biz hem sahnede hem albümde aynı insanlarla müzik yapıyoruz. Bu da bizim için büyük bir şans. Grup müziğinin en güzel tarafı da, Merdan çok iyi bir aranjör Kürt müziğini bozmadan Kürt armonisini çıkarmaya çalışıyor. Folklor ile çok ilgili, Kürt ritimlerini biliyor. Sıradan bir Doğu-Batı sentezi değil bizim çalışmalarımız. Tamamen bilgiye dayalı, hatta biz parçalar için saatlerce oturup konuşuyoruz nasıl bir aranje yapılabilir diye. Grup çalışması için solcu, sosyalist olmak gerekiyor.

Sizi daha çok tanıtan ve özgünlüğünüzü açığa vuran Çarnewa oldu. Çarnewa’da bu özgünlük yakalanmışken, yaptığınız bestelerin kaynağı neydi, nerelerden esinlendiniz?

Biz hiç söz yazmadık. Çarnewa’da biz melodileri bulup bir şair aramıyorduk, biz şairleri buluyorduk. Bulduktan sonra da arkadaşla oturup bulduğumuz temanın nasıl anlatılacağı üzerinden fikirler üretiyorduk. İlk zamanlardan beri de didaktik bir anlatım seçmedik. Daha sanatsal, daha edebi şeylerle anlatmaya çalıştık. Ama biz sadece müzikle ilgilenip söz kısmını da bir tarafa bırakmadık.

Söz seçtik diyorsunuz. İyi bir seçici mi oldunuz?

Sözü yazan insanlarla da hayatı paylaştık. Bir tema belirlenmişse o temanın acı tarafı, direniş tarafı ne varsa biz her boyutunu konuştuktan sonra ona göre söz yazılıyordu. Ez Şivan’ım, Kuro Were gibi bir çok şarkının sözlerine katkıda bulundum. Erivan’daki şairlerin tadı çok güzel. Bizim buradaki şairler de günlük hayatı anlatıyor ama daha çok yeni kelimelerle anlatıyorlar, halka çok inemediklerini düşünüyorum. O yüzden Îşxane Aslan’a ulaştım. Onunla beraber çalıştık.

Aslında bunları düşündüğümüzde Kürtler de gırtlağıyla, sesiyle dünya müziğine katkı sunuyor diyebilir miyiz?

Dünya müzik piyasası şu an melodiyi kaybetmiş durumda. Herkes ritim ve teknik şeyler üzerinden gidiyor. Kürt müziği, Ortadoğu müziği makamsal olarak, melodik olarak çok geniş. Bu tatlar yabancıların eli ile düzenlenmeye çalışılıyor. Bir yabancı Kürt müzisyenin melodisini, gırtlağını alıp yeni tekniklerle düzenleyip kullanıyor. Ama bu çabalar çok da görünür değil.

Yani Kürt müziğinin bir hafıza sorunu mu var diyorsunuz?

Çok büyük hem de. Bireylerin çabası daha fazla ama kurumsal olarak eksik. Materyaller, bir yerde toplanıp düzenlenip bütün insanlara, bütün müzisyenlere açılabilecek bir durumda değil. En azından ben görmüyorum böyle bir arşivi. Kürt müziği son zamanlarda en kötü zamanlarını yaşıyor prestij olarak. Yılda bir organizasyon yapılıyor. Nasıl olacak bu böyle. 2 yıl önce çıkmıştım. Bu sene tekrar çıkacağım. Tekrar çıkmak için 2 sene daha beklemem mi gerekecek?

Üretimlerinizi sergileyebileceğiniz alanlar mı yok diyorsunuz?

Hiç yok. Eskiden festivallerimiz vardı, televizyonlarımız vardı. Çok izlenen müzik programlarımız vardı. Şimdi 2 tane program yapılıyor. Biri Şemdîn’in programı diğeri de yeni başladı, Diyar yapıyor programı.

Son dönemde çalıntı eserler çok konuşuldu. Aslında Türk sanatçılar da Kürt ezgilerin kalıbını alarak kendi eserleriymiş gibi sunmuş olmadılar mı?

Elbette. Bir insanın hayatına dokunmuş bir şeydir. Caz müziğini de siyahiler buldu, Reggea’yi Jamaikalılar bulmuştur ama sonradan her şey bu sistem tarafından alınıyor ve bir pazara sunuluyor. Sen buluyorsun ama o pazar, kendi kalıpları içerisine sokarak sana sunmaya çalışıyor. Arabesk de sadece müzikal bir terim değil hayata bakış şekli.

Rojava’daki devrimin komünler eli ile yapılan sanatsal ve kültürel çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Herkes için umut verici bir süreç. Savaşla, ölümle, mücadele ile beraber gelişen bir kültür cephesi var. Umarım Rojava’da sanatın, kültürün, edebiyatın özgün yanları da düşünülerek bir eğitim sistemi, politikası verilir. Böylece gelecek nesilden bilen, okuyan, konservatuar eğitimi almış ve Kürt müziği yapabilen müzisyenler çıkabilsin. Ondan sonra da Kürt müziğinin gelişiminden bahsedilebilir. Şu an Kürt müziği solistlerin egemenliğinde giden bir çizgide.

Kürt müziği ile ilgili yaptığımız sohbetin ardından yeni çıkardığınız albümünüz Zer’e gelirsek, Zer albümü nasıl oluştu?

Uzun konuşmalar ve öneriler sonucunda Zer’e karar verdik. Zazaca’da iç, zerdüştlükte güneşin rengi. Rojava’da siyaha karşı sarının duruşu olsun istedik. Merdan önerdi bu ismi. Ama benim yılların müzik grubu çalışmalarımın yansımasıdır. Yani bugün hayata bakış açımızla ilgili bir tercihtir. Koma Amed’den bu yana aynı müzisyenlerin olduğu albümümüzdür.

Zer albümü için 10 yıl sonra doğan güneşiniz mi diyelim?

Umarım öyle olur. Ben her zaman söylerim en mutlu olduğum anlar müzik yaptığım anlardır. Bu hayatımda en iyi ne yapıyorsam halkım için yapıyorum, ben de en iyi müzik yaptığıma inanıyorum. Onu da halkım için yapıyorum.

Albümde Çarnewa Serhat’ın alışılagelmiş makamlarının dışında iki şarkısı var. Bu makamla buluşma nasıl oldu?

İki beste de bana ait. İlk defa kullandığım enstrümanlar var. Bu eserlerde daha çok canlı performanslarımda çaldığımız konseptte çaldık. Sözlerini Îşxane Aslan’a yazdırmamdaki asıl sebep, geleri tadını hisetmeleriydi. Albüm yaparken 20 parça seçtik. Onu indire indire 13 parçaya indirdik. Müzikal formlar noktasında da Merdan ile çok uzun uğraştık. Müzikal formların bazılarında geleri tadı var. Elektro gitar, bizim yine vazgeçilmezimiz oldu.

Bu tarz Serhat’a mı ait?

Serhat’a değil Koma Çarnewa’ya ait. Çünkü Merdan’ın çok büyük katkısı var. Albümde Roboski ile ilgili bir parça var. Alman gitarist ile bir saat o olayı konuştuk. Çünkü; bir trajedi yaşandı. O insanın onu hissederek çaldığı zaman, ben ve Merdan ikimizin gözlerinden yaş geldi. Bir elektro gitarı dinleyip ağlayan olur mu? Bizde oluyor yani.

Albümde Mehmet Arife Cizirî’den, Aram Tîgran’a ve Kürdistan’ın birçok yerine gidiyoruz. Bütün bunları neden bir araya getirme ihtiyacı hissetiniz?

Birkaç tane konsept ile seçtik. Sahnede söylemek istediklerimi albüme almak istedim bunlardan bir tanesi “De lorî” parçasıydı. Aram’ın şarkısını da yıllardır söylüyorum ve ona da albümde ilk defa yer verdim. Bir de dayım Seyadê Şamê’ye ait “Diyarbekir” parçasını okudum. Burada dayıma sürekli şarkılarında eşlik eden ve adı bilinmeyen Sosîka Simo’yu da unutmak istemedim. Bu eseri okurken, vokal seçiminde bu özgünlüğe dikkat ettim. Ve eseri de bu şekilde albüme aldık. Çünkü; Kürtlerde solistler tanınır, asıl mutfak kısmında güzelleştiren insanları tanımazlar. Bence Sosîka Simo, vokal tekniği olarak acayip bir renk katıyor eski şarkılara.

Peki ‘Sandıktaydı çıkardık ve dinleyici ile buluşturduk’ dediğiniz bir eser var mı albümünüzde?

Evet 25 yıldır sandığımızda olan Koma Amed’in Cevat Besê’nin derlemiş olduğu Mîralî şarkısını Botan orijinalinde okumaya çalıştık.

Çarnewa’nın Serhat’ı olarak, Kürt müziğine ilişkin son sözleriniz nelerdir, neler söylemek istersiniz ve sizin için bundan sonrası ne olacak?

Artık öyle uzun yıllar aralarla bir albüm çıkarmak istemiyorum her yıl üretimlerle halkla buluşmak istiyorum. Çünkü bir müzisyen olarak, acı veren bir durum var, müzisyen bulmakta zorlanıyoruz. Çaba sarf etmekten çok düğüncülerin yanında müzik yapar hale geldiler. Oysa ki, yüzlerce Kürt müzisyeni var, bu çalışmaları yürütecek kabiliyette ama durum bu. Kürt müziği düğünlere teslim edilmiş durumda. Biz de bu albüm ile düğünlere teslim edilmiş müziğin piyasasına karşı sosyalist ve devrimci bir yanımız varsa bunu müzikal olarak anlattık. Bu tarz müzik yaptığım zaman, kendimi bu halk ve mücadele için daha gerekli hissediyorum. Bu yüzden 1 yılı aşkın süre çalıştık stüdyolarda, tek bir eksiğimiz var; bu albümün tanıtılması, sosyal medyayla halkımıza ulaşması ve konserlerinin olması lazım.